CGH ‘’Mikroarray Yöntemi’’

CGH ‘’Mikroarray Yöntemi’’
CGH ‘’ Mikroarray Yöntemi’’: 24 kromozomun 12 saat gibi kısa bir sürede taranarak sağlıklı embriyoların seçilip transfer edilebilmesini sağlamaktadır.

Karşılaştırmalı Genomik Hibridizasyon (CGH), DNA miktarında ki değişiklikleri saptamada kullanılan moleküler bir genetik yöntemdir. Bu yöntem ile tüm genomda kromozom veya kromozom bölgelerinde ki artma yahut azalmalar bulunabilir ve hücrenin bütün kromozomları incelenebilir.

Mikroçiplerin kullanıldığı a-CGH tekniğinde, DNA miktarında ki değişiklikler yüksek çözünürlükte incelendiği için bu nedenle oldukça güvenilir bir yöntemdir. Daha çok sayıda kromozom tarandığı için bugün PGD yerini CGH tekniğine bırakmaktadır.

Genetik tanı işlemi, çiftlere uygulanan tedavide ki başarıyı arttırmak ve gebelik te yaşanan kayıpları azaltmak amacı ile kullanılan bir yöntemdir.

Son dönemde daha çok tercih edilen bu yöntem, bir defa da daha fazla hücrenin analizinin yapılmasını ve gebelik oranlarının arttırılmasını sağlamaktadır.

Embriyonun gelişiminin 3. Gününde mekanik, kimyasal ya da lazer yöntemlerinden biri tercih edilerek meydana getirilen açıklık sayesinde ( assisted hatching), embriyonun gelişiminin 5. Gününde kolaylıkla biyopsi işlemi yapılması sağlanır. Trofektoderm biyopsi yöntemi, diğer uygulanan yöntemlere oranla birçok noktada üstünlük sağlamaktadır. İncelenen hücre sayısı genetik testlerde, özellikle moleküler analizlerde kritik önem taşımaktadır. Trofektoderm doku biyopsisi  ile elde edilen ortalama 4 ila 5 hücrenin analizi sonuç elde etme oranının yükselmesini sağlar ve tekniksel sorunları da minimuma indirmiş olur. Bu yöntem sayesinde embriyoda hem anne adayından hem de baba adayından gelebilecek genetik bilgiler sayesinde, bu işlem, embriyodan kritik hücreler alınmadan incelenebilir.
mic

Embriyolar, blastosist işlem basamağına  kadar kültüre edildiklerinde kromozomal anomaliye sahip olan embriyolar elenir ve başlangıçta ki embriyoların sadece sınırlı bir kısmı blastosist aşamasına ulaşabilir.

Fakat, gelişim sırasında elenip blastosist aşamasına ulaşamayan embriyoların hem yüksek oranda genetik bozukluk taşıdığı hem de tutunma potansiyellerinin düşük olduğu göz önüne alınarak bu doğal seçilim bir avantaj olarak değerlendirilmelidir.